- Aile Danışmanı / Tuğba Alıcı

- 12 Nis
- 2 dakikada okunur
Irk, Din, Dil, Kültür ve Yaş Farkına Daha Yakından Bakmak
İki insan birbirini sevdiğinde, çoğu zaman ilk görülen şey benzerlikler olur. Aynı duyguda buluşmak, aynı heyecanı paylaşmak… Ancak zamanla fark edilir ki her ilişki, aslında iki ayrı dünyanın bir araya gelmesidir. Özellikle ırk, din, dil, kültür ve yaş farkı varsa bu “İki dünya” daha da belirgin hale gelir.
Toplumda bu tür ilişkiler için sıkça şu cümle kurulur: “Zor yürür.”
Bu cümle, çoğu zaman bir uyarıdan çok bir korku taşır. Oysa mesele, sandığımız kadar basit değildir.
Farklılıklar bir ilişkiyi yıkmaz. Ama bazen, nasıl taşınacağını bilmediğimizde bizi yorar.
İlk Evlilikler: Öğrenilen Bir Yolculuk
İlk evlilikler çoğu zaman büyük bir inançla başlar. Sevgi, umut ve birlikte kurulan hayaller ön plandadır. Ancak bu süreç aynı zamanda bir öğrenme alanıdır.
Sınır koymayı, birlikte karar almayı, çatışmayı yönetmeyi…
Bunların çoğu, teoride bilinse de pratikte ilk kez yaşanır.
Bu yüzden ilk evliliklerde yaşanan zorluklar, çoğu zaman bir “Yetersizlik” değil, bir “Deneyimsizlik” meselesidir.
Eğer bir de ilişkinin içinde ırk, din, dil, kültür ya da yaş farkı varsa, bu öğrenme süreci biraz daha dikkat ve emek ister.
Ama bu şunu söylemez:
“İlk evlilikler yürümez.”
Aksine, yeterli olgunluk ve farkındalık varsa, ilk evlilikler de son derece sağlam bir zeminde ilerleyebilir.
Aileler: Görünmeyen Ama Hissedilen Etki
Evlilik sadece iki kişi arasında yaşanmaz. Her birey, kendi ailesinden getirdiği değerler, alışkanlıklar ve beklentilerle gelir.
Özellikle ilk evliliklerde ailelerin sesi daha güçlü duyulur.
Bazen iyi niyetle, bazen kaygıyla… ama çoğu zaman etkili bir şekilde.
Bu etki arttığında, çiftin kendi alanı daralabilir.
Kararlar birlikte değil, dolaylı olarak başkalarıyla alınmaya başlanabilir.
İşte tam da bu noktada ilişki zorlanır.
Çünkü her ilişkinin nefes alabilmesi için bir “Biz alanına” ihtiyacı vardır.
Zaman ve Olgunluk Ne Değiştirir?
Yaş ilerledikçe ve insan kendini biraz daha tanıdıkça, ilişkilerde duruş da değişir.
Kişi artık:
Ne istediğini daha net bilir
Nerede durması gerektiğini fark eder
“Hayır” demenin suçluluk olmadığını öğrenir
Bu nedenle ikinci ya da üçüncü evliliklerde bazı şeyler daha sakin, daha dengeli ilerleyebilir.
Ama burada önemli bir gerçek var:
“YAŞ ALMAK, HER ZAMAN OLGUNLAŞMAK DEĞİLDİR.”
Eğer insan geçmişini anlamamışsa, aynı duyguları ve aynı kırılmaları yeniden yaşayabilir.
Uyum: Her Şeyin Merkezinde
Bir ilişkiyi ayakta tutan şey, dış dünyanın ne kadar uyumlu olduğu değil; içeride ne kadar uyum olduğudur.
İki insan:
Değerlerde
Hayat beklentilerinde
İletişimde
birbirine temas edebiliyorsa, farklılıklar daha az korkutucu hale gelir.
Danışmanlık sürecinde en çok görülen durumlardan biri şudur:
Aileler çok uyumlu olabilir ama çift birbirini anlamıyorsa ilişki zorlanır.
Ya da tam tersi, aileler zorlayıcı olabilir ama çift güçlüdür ve birlikte kalabilir.
Aile Uyumu: Yükü Hafifleten Bir Alan
Yine de ailelerin uyumu küçümsenmemelidir.
Aileler birbirine saygı duyduğunda, kabul ettiğinde ve geri çekilmeyi bildiğinde, çiftin yükü hafifler.
İnsan kendini savunmak zorunda kalmadan ilişkisinin içinde kalabilir.
Bu da farklılıkların “Sorun” olmaktan çıkıp, sadece bir “Özellik” olarak kalmasını sağlar.
Ama unutmamak gerekir:
“AİLE UYUMU DESTEKLER, AMA İLİŞKİYİ AYAKTA TUTAN ÇİFTİN KENDİSİDİR.”
...
Farklılıklar bazen korkutucu görünebilir.
Bilinmeyen her şey biraz tedirgin eder.
Ama ilişkiler, aynı olmaktan değil; birlikte kalabilmekten güç alır.
“ÖNEMLİ OLAN, NE KADAR FARKLI OLDUĞUMUZ DEĞİL; BU FARKLILIKLARLA BİRBİRİMİZE NASIL YAKLAŞTIĞIMIZDIR.”
Doğru iletişim, yeterli olgunluk ve karşılıklı saygı olduğunda, en karmaşık görünen ilişkiler bile kendi dengesini bulabilir.
Ve bazen, en çok korkulan farklılıklar…
ilişkinin en güçlü tarafına dönüşebilir.





Yorumlar