- Aile Danışmanı / Tuğba Alıcı

- 29 Tem
- 2 dakikada okunur
Bir anne ya da baba olarak hepimizin ortak amacı, çocuklarımızın her birine yeterli sevgi, ilgi ve güveni sunabilmektir. Çocuklarımızı birbirinden ayırmadan büyütmek ve her birine adil davranmak isteriz. Çünkü ebeveynlikteki en güçlü motivasyonlarımızdan biri, hiçbir çocuğumuzun kendini eksik ya da geri planda hissetmemesini sağlamaktır. Ancak iyi niyetle yürütülen bu çabanın içinde çoğu zaman gözden kaçan önemli bir gerçek vardır: Çocuklarımız aynı anne-babaya sahip olsalar da, ebeveynlerini aynı şekilde deneyimlemezler.
Aynı anne/baba farklı algılar:
Bir anne/baba, çocuklarının her birini kendi bütünlüğünün bir parçası olarak görür. Onlara eşit sevgi sunmak, aynı özeni göstermek ve ayrım yapmamak için büyük bir hassasiyetle çaba gösterir.
Ancak burada kritik bir nokta vardır:
Çocuklar anne ve babaya baktığında ne görür?
Aslında ortada tek bir anne/baba vardır. Örneğin iki çocuklu bir aileyi ele alalım. iki çocuğun karşısında da aynı anne/baba durur. Ancak her çocuk, o anne/babayı kendi mizacı, ihtiyaçları ve yaşam deneyimleri doğrultusunda farklı biçimlerde algılar ve yorumlar. Bir çocuk anne ve babasını daha yakın ve ulaşılabilir hissederken, bir diğeri aynı anneyle farklı bir duygusal bağ kurabilir. Çünkü her çocuğun dünyayı algılama biçimi kendine özgüdür.
Eşitlik mi, ihtiyaçları gözetmek mi?
Anne-babaların en sık dile getirdiği ifadelerden biri şudur:
“Çocuklarım arasında ayrım yapmıyorum, hepsine eşit davranıyorum.”
Bu ifade çoğu zaman iyi niyetle ve sevgiyle söylenir. Ancak burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir: Her çocuğa aynı şekilde davranmak, her zaman adil olmak anlamına gelmez. Çünkü her çocuk farklı bir mizaca, karakter yapısına, gelişimsel sürece ve duygusal ihtiyaca sahiptir.
Bir çocuk için etkili olan bir yaklaşım, başka bir çocuk için yeterli olmayabilir.
Ebeveynin eşit miktarda sunduğu ilgi, zaman ve sevgi; bir çocuk tarafından yeterli hissedilirken, başka bir çocuk tarafından eksik algılanabilir. Bu durum sevginin azlığından değil, yaklaşımın çocuğun ihtiyacıyla örtüşmemesinden kaynaklanabilir.
Çocukların farklılıklarını fark etmek
Kardeşler arasında zaman zaman şu düşünceler ortaya çıkabilir:
“Onu daha çok seviyorsun.”
“Onunla daha fazla ilgileniyorsun.”
“Bana yeterince zaman ayırmıyorsun.”
Oysa çoğu durumda mesele sevginin miktarı değildir; mesele, ebeveynin çocuğa ulaşma biçimidir.
Bir çocuk daha fazla dinlenmeye ihtiyaç duyabilir.
Bir çocuk daha fazla cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyabilir.
Bir çocuk yakınlık isterken, bir diğeri daha fazla kişisel alana ihtiyaç duyabilir.
Önemli olan, her çocuğa aynı şeyi sunmak değil; her çocuğun ihtiyacını doğru şekilde görebilmektir.
Gerçek eşitlik nerede başlar?
Gerçek eşitlik, çocukları aynılaştırmakta değil; onların farklılıklarını kabul ederek buna uygun bir yaklaşım geliştirmektedir. Ebeveynin, çocuklarının mizacını, ilgi alanlarını, güçlü yönlerini ve duygusal ihtiyaçlarını anlamaya yönelik bir çaba içinde olması gerekir. Çocukların birbirinden farklı olduğunu fark eden ebeveyn, her birine farklı bir iletişim ve yaklaşım yolu geliştirmeyi öğrenir. Çocuk kendini görüldüğünü ve anlaşıldığını hissettiğinde, kardeşiyle sürekli bir rekabet içinde olma ihtiyacı da azalır. Kardeşler arasındaki kıskançlık ve rekabet çoğu zaman sevgi eksikliğinden değil, bireysel ihtiyaçların yeterince fark edilmemesinden beslenir.
Bu yazının amacı, ebeveynlik sürecinde emek veren anne ve babalara bir farkındalık alanı sunmaktır.
Mesele kusursuz bir ebeveyn olmak değildir. Mesele, her çocuğun kendine özgü bir birey olduğunu kabul etmek ve ona kendi dünyası üzerinden ulaşabilmektir. Çünkü aynı evde büyüyen çocukların bile ihtiyaçları farklıdır. Ve bazen bir çocuğa verebileceğimiz en değerli hediye, onu kardeşiyle eşit görmek değil; onu olduğu gibi, kendi bireyselliği içinde görebilmektir.





Yorumlar