- Aile Danışmanı / Tuğba Alıcı

- 29 Tem
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 12 Ağu
Bütüncül özel eğitim, çocuğu yalnızca sahip olduğu güçlükler veya tanılar üzerinden değerlendirmek yerine, onu içinde bulunduğu bütün sistemle birlikte ele alan bir yaklaşımdır.
Çocuğun;
- öğrenme biçimi,
- gelişimsel özellikleri,
- duyusal ihtiyaçları,
- güçlü yönleri,
- zorlandığı alanlar,
- aile ilişkileri,
- okul yaşamı,
- sosyal çevresi
birlikte değerlendirilir.
Çünkü çocuk tek başına büyümez.
Ailesiyle, öğretmenleriyle, kardeşleriyle, okuluyla ve içinde bulunduğu çevreyle birlikte gelişir.
Çocuğu Değil, Sistemi Anlamak.
Özel eğitim sürecinde yalnızca çocuğa odaklanmak her zaman yeterli değildir. Çocuk haftada belirli saatlerde eğitim alabilir. Ancak günün geri kalanında ailesiyle ve çevresiyle yaşamaya devam eder. Bu nedenle eğitim sırasında kazanılan becerilerin günlük yaşama aktarılması için çocuğun çevresinin de süreci desteklemesi önemlidir.
Örneğin;
- Anne çocuğun davranışlarını anlamlandırmakta zorlanıyorsa,
- Baba kendisini ebeveynlik konusunda yetersiz hissediyorsa,
- Kardeşler arasında sürekli kıyaslama yapılıyorsa,
- Evde iletişim daha çok çatışma üzerinden ilerliyorsa,
çocuğun öğrendiği becerileri günlük yaşamda kullanması zorlaşabilir.
Bu nedenle aileyi sürecin dışında bırakmadan çalışmak, özel eğitimin önemli parçalarından biridir.
Her Çocuk Eve Döner.
Özel eğitim yalnızca eğitim odasında gerçekleşmez.
Çocuk eğitim sonrasında evine döner. Asıl yaşam orada devam eder.
Bu nedenle ailelerin çocuğun davranışlarını anlamaları, iletişim biçimlerini yeniden değerlendirmeleri ve öğrenilen becerileri günlük yaşam içerisinde desteklemeleri önemlidir.
Bazen küçük bir soru bile iletişimi değiştirebilir.
“Bunu neden yapmıyorsun?”
yerine:
“Bunu yapmanı zorlaştıran ne olabilir?”
diye sormak, davranışı yalnızca bir problem olarak görmekten çıkıp davranışın arkasındaki ihtiyacı anlamaya yardımcı olabilir.
Nöroçeşitlilik Nedir?
Her insanın beyni aynı şekilde çalışmaz. Nöroçeşitlilik kavramı, insanların nörolojik ve bilişsel özelliklerinin farklılık gösterebileceğini ifade eder. Bazı bireyler belirli ayrıntıları daha kolay fark edebilir, bazıları farklı düşünme biçimleri geliştirebilir, bazıları ise duyusal uyaranlardan daha fazla etkilenebilir.
Bu farklılıkların bulunması tek başına kusur anlamına gelmez.
Bununla birlikte bazı çocuklar günlük yaşam, öğrenme, iletişim veya sosyal katılım alanlarında daha yoğun desteğe ihtiyaç duyabilir.
Bu nedenle amaç yalnızca çocuğun farklılığını ortadan kaldırmak değil, ihtiyaçlarını doğru şekilde anlamak ve uygun desteği sağlamaktır.
Asıl Soru: Çocuk Nasıl Öğreniyor?
Bir çocuğu değerlendirirken yalnızca “Neyi yapamıyor?” sorusuna odaklanmak yerine şu sorular da sorulmalıdır:
Nasıl öğreniyor?
Ne zaman daha kolay öğreniyor?
Ne zaman zorlanıyor?
Hangi iletişim biçimi onun için daha anlaşılır?
Hangi çevresel koşullarda daha iyi performans gösteriyor?
Güçlü yönleri neler?
Bu sorular, çocuğu yalnızca güçlükleri üzerinden değerlendirmek yerine daha kapsamlı bir bakış açısı geliştirmemizi sağlar.
Anne ve Baba da Sürecin Bir Parçasıdır.
Çocuğun değerlendirme süreci bazen anne ve babaların kendi çocukluk deneyimlerine de farklı bir gözle bakmalarına neden olabilir.
Bir ebeveyn;
“Ben de çocukken çok unutkandım.”
veya
“Ben de okulda ders dinlemekte zorlanırdım.”
diyebilir.
Bu tür benzerlikler tek başına herhangi bir tanı anlamına gelmez. Ancak ailedeki özelliklerin fark edilmesi, gerektiğinde ilgili uzmanlıklardan değerlendirme alınmasına yardımcı olabilir. Burada önemli olan tanı koymak değil, ihtiyaçları doğru fark etmek ve uygun uzmana yönlendirmektir.
Kadınlarda Farklılıkların Geç Fark Edilmesi.
Bazı kadınlar yaşam boyunca yaşadıkları güçlükleri çeşitli telafi stratejileriyle yönetebilir.
Ancak yaşam koşulları değiştiğinde bu stratejiler yeterli olmayabilir. Annelik, artan iş ve bakım sorumlulukları veya hormonal geçiş dönemleri gibi değişimler, daha önce yönetilebilen bazı güçlüklerin daha görünür hâle gelmesine neden olabilir. Bu nedenle yetişkinlikte ortaya çıkan “Ben eskisi gibi değilim” hissini değerlendirirken tek bir nedene odaklanmak yerine kişinin yaşam koşullarını, psikolojik durumunu, biyolojik özelliklerini ve gerektiğinde profesyonel değerlendirmeleri birlikte düşünmek önemlidir.
Çocuğu Düzeltmek Yerine Anlamaya Çalışmak.
Bazen süreçte değişmesi gereken ilk şey çocuğun davranışı değil, yetişkinlerin davranışa bakışıdır.
Suçlama azaldığında merak artabilir.
“Niçin yapmıyorsun?” sorusu yerine:
“Bunu yapmanı zorlaştıran ne?”
sorusu gelebilir.
Bu yaklaşım, çocuğun davranışını anlamlandırmaya ve daha uygun destek yolları geliştirmeye yardımcı olabilir. Çünkü bir davranışın yalnızca sonucuna değil, nedenlerine ve işlevine de bakmak gerekir.
Bütüncül Özel Eğitimde Uzmanlar Arası İş Birliği.
Çocuğun ihtiyaçları tek bir uzmanlık alanıyla sınırlı olmayabilir.
Gerektiğinde özel eğitim, psikoloji, psikiyatri, çocuk gelişimi, ergoterapi ve diğer ilgili uzmanlık alanlarının birlikte çalışması çocuğun ihtiyaçlarının daha kapsamlı değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Buradaki amaç her çocuğu farklı uzmanlık alanlarına yönlendirmek değil; ihtiyaç olduğunda doğru uzmanlık alanlarını sürece dahil etmektir. Çünkü hiçbir çocuk yalnızca bir tanıdan, bir davranıştan veya bir güçlükten ibaret değildir.
Geleceğin Özel Eğitimi: Daha Bütüncül Bir Yaklaşım.
Özel eğitimin geleceğinde disiplinler arası iş birliğinin daha önemli hâle geleceğini düşünüyorum. Çocuğun öğrenme biçimini anlamak kadar aile sistemini, çevresel koşulları, duyusal özellikleri, güçlü yönleri ve yaşam dönemini de dikkate almak gerekir.
İnsan yaşamı birbirinden bağımsız parçalardan oluşmaz. Bu nedenle çocuğu anlamaya çalışırken yalnızca çocuğa değil, çocuğun içinde bulunduğu sisteme de bakmak gerekir.
Anlamak Gelişimin Başlangıcıdır.
Çocuğu değiştirmeye çalışmadan önce onu anlamaya çalışmak, aile içindeki iletişimi de değiştirebilir.
Bir çocuk anlaşıldığında öğrenme süreci desteklenebilir.
Bir anne anlaşıldığında ebeveynlik sürecinde kendisini daha güçlü hissedebilir.
Bir baba anlaşıldığında aile içindeki rolünü daha sağlıklı biçimde sürdürebilir.
Aile birbirini anlamaya başladığında ise gelişim yalnızca çocuğun değil, bütün ailenin ortak sürecine dönüşebilir. Çünkü çocuk değiştiğinde değil, aile birbirini anlamaya başladığında gerçek gelişim başlar.



Yorumlar